ANASAYFA‹‹
KÜTÜPHANE‹‹


ANKET
En çok hangi tür yağı kullanıyorsunuz? 
 Zeytinyağı
 Ayçiçekyağı
 Margarin
 Tereyağ
 Soya yağı
  
 
Sağırlar Kuşağı
 
Büyük kentlerin, metropollerin, megapollerin başımıza açtığı dertlerden bir başkası da gürültü. “İstenmeyen ses” olarak tanımlanan gürültü, insan organizması üzerinde önemli olumsuz etkiler yapıyor. 120 desibelin üzerindeki sesler ise kulak zarını bile patlatabiliyor. Amerikan Hastanesi hekimlerinden Doç.Dr.Mehmet Ömür, ses uyarısına çok hassas olan kulakta, şiddetli sese karşı iç kulağın stapek kası tarafınldan korunduğunu belirtiyor. “Bu kas, orta kulaktan iç kulağa geçen sesin şiddetini düzenler ve refleks olarak kasılır. Bu kasın 80-85 desibel şiddetindeki seslere tepki vermesi, insan kulağının bundan daha yüksek şiddetteki seslerden korunmaya ihtiyacı olduğunu gösteren önemli kanıttır” diyen Ömür, gürültünün etkilerinin şiddetine göre sınıflandırıldığını da belirtiyor: “30-60 desibel arasındaki gürültü olumsuz psikolojik etkilere yol açıyor. 60-90 desibel arasındaki gürültü, kişiyi hem psikolojik olarak etkiliyor hem de organizmanın işleyişi üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. 90-120 desibel arasındaki gürültüyse öncekilere ek olarak kulakla ilgili sorunlara ve işitme kaybına neden oluyor.”

Doç.Dr.Mehmet Ömür’e göre aşırı gürültüye bağlı işitme kaybı iki gruba ayrılıyor. Bunlardan ilki “akustik travma”da, bomba patlaması gibi tek bir sesle ani ve genellikle ağrılı bir işitme kaybı oluşuyor. İkinci grubu oluşturan “gürültüye bağlı işitme kaybı” ise, uzun süre dah adüşük şiddetli gürültüye maruz kalanlarda görülüyor. Bu tür sürekli gürültüler, sinsi şekilde ilerleyen ve tedavisi mümkün olmayan sağırlıklara neden oluyor.”Akustik tarvma” orta kulağı ve iç kulağı direkt mekanik olarak etkilerken, “gürültüye bağlı işitme kaybı”nda iç kulağın komponentleri etkilenerek işitme eşiğidüzeyleri yükseliyor. Doç.Dr.Ömür, bu tür kalıcı işitme eşiği değişimleriyle birlikte, genellikle tinnitus, gürültü rekruitmanı ve frekans distorsiyonu veya diplakuzi gibi semptomların da bulunabildiğini belirtiyor.

Kısacası “gürültüye bağlı işitme kaybı” , koklear yapılardaki kalıcı hasarlara bağlı olduğunldan tıbbi tedaviyle geri döndürülemiyor.

1990 yılında yapılan bir araştırma, ABD’de 28 milyon insanın üçte birinin bu dertten muzdarip olduğunu gösteriyor. Bu sorunun oluşma riskiyse, gürültünün şiddetine ve süresine bağlanıyor. 1982 yılında, Amerikan Otolarengoloji Baş ve Boyun Cerrahi Derneği4nin tanımlamasına göre gürültünün belirtileri, 60 cm mesafeden yüz yüze yapılan konumayı anlamada ve iletişimde zorluk, birkaç saat çalışıldıktan sonra kafada sesler veya kulaklarda zil sesleri, geçici işitme kaybı olarak sıralanıyor. Bir başka deyişle 60 cm.den konuşulanlar anlaşılamıyorsa, bulunulan yerden ayrıldıktan sonra kafada sesler, kulaklarda çınlama oluyorsa ya da geçiici işitme kaybı meydana geliyorsa, o ortam gürültülü kabul ediliyor. Doç.Dr.Mehmet Ömür aminoglikozidlerin, loop diüretikelrin, salisilatlar, karbonmonoksit ve çevre kirliliğinin, gürültünün kulak üzerindeki olumsuz etkilerini arttırdığını belirtiyor. Uzmanlara göre gürültü, anne karnındaki bebeği bile etkiliyor. Doç.Dr.ömür konuya ilişkin çalışmaları, “hamilelik sırasında 100 desibellik gürültülü bir işyerinde çalışan 75 annenin çocukları işitme testine tabi tutulmuş ve bunların 35’inde yüksek frekans işitme kaybı tesbit edilmiş. Diğer bir araştırmada, 65-95 desibellik devamlı gürültüde çalışan hamile annelerin çocukları doğduktan sonra değerlendirilmiş ve 85-95 deksibellik gürültülü ortamda çalışanların çocuklarında yüksek frekanslarda işitme kaybı saptanmış” sözleriyle özetliyor.

Gürültünün başımıza açtığı işler bununla kalmıyor. Migren, ülser, kalınbarsak iltihabı, yüksek tansiyon ve uyku bozukluklarına da neden oluyor. Doç.Dr.Mehmet Ömür devam edior: “Uzun süre gürültüye maruz kalanlarda, biyolojik bir setres faktörü gibi rol oynuyor ve otonom sinir sistemi aktivasyonunu uzatarak insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor, anksiyeteyi arttırıyor, yardımsever davranışları azaltarak vücutta kavga ve kaçma düzenekelrini harekete geçiriyor. Vestibüler sistemi de etkileyerek geçici denge kaybına neden olabiliyor.

Tüm bunlardan sonra ise insanın, “öyleyse büyük kentlerde bir sağırlak kuşağı yetişiyor” diyesi geliyor.

Organorama


  
>> SAYFA BAŞINA DÖN <<