ANASAYFA‹‹
KÜTÜPHANE‹‹


ANKET
Jinekoloğa 
 Şikayetim olursa giderim
 Kontrol için giderim
  
 
Derinin Özellikleri
 

Cildimiz veya diğer adıyla derimiz, bünyesinde içerdiği saç, kirpik, kaş gibi ekleri ile birlikte bize güzelliğimizi veren en önemli organımızdır.

Kendine özgü birçok fonksiyonları olan deri hem dış ortam ile organizma arasındaki ilişkiyi hem de bir takım ruhsal tepkilerimizi yansıtır. Sinir sistemi ile ilişkisi o derece yoğundur ki bir çok deri hastalığının kökeninde ruhsal etkenler rol oynar.

Derinin kalınlığı vücut bölgelerine gore 1,5-4 mm. arasında değişir. Yüzölçümü erkeklerde 1,80 m², kadınlarda 1,60 m²’dir.

Esas olarak epidermis ve dermis olmak üzere iki tabakadan oluşur. Bunların altında subkutan doku (subkutis) bulunur.

Üst tabaka olan epidermis dış çevre ile doğrudan ilişkilidir. Derinin koruyucu fonksiyonunda önemli rol oynar. Protein yapıda bir madde olan keratin bu tabakanın en üst katmanında yer alan karetinosit hücrelerince sentezlenir ve deriye dayanıklılık verir.

Deriye renk veren maddeyi (melanin) sentezleyen melanosit hücrelerinde yine epidermiste en altta yer alan bazal tabakadan bulunur. Bazal tabakanın esas hücreleri bölünerek çoğalır ve epidermisin üst katlarına doğru ilerleyerek değişime uğrar. Son aşama keratinosit hücresidir ve daha sonrada vücuttan atılırlar. Bazal tabakadan atılmaya kadar bu süreç ortalama 28 gündür.

Epidermisin altında dermis bulunur. Bu katın temel maddesi yine protein olan kollagendir. Kollagen demetler halindedir ve diğer bir bağ dokusu elemanı olan elastik liflerle yakın ilişkisi içinde deriye dayanıklılık kazandırır. Gerilme ve çarpmalara karşı derini elastikiyetini, gerginliğini sağlar.

Dermis, yağ bezleri, ter bezleri, kıl kökleri, sinir uçları, deriyi besleyen damarsal yapıları içerir. Deri altı yağ dokusu, yağ hücreleri ve bu hücrelerin oluşturduğu yağ lobüllerinden ibarettir.

Derinin görevleri dendiği zaman dar bir çerçeve içinde ilk akla gelen koruyucu bir örtü olmasıdır. Bu koruma iç ve dış etkenlere karşıdır. Iç etkenlerden koruma; vücut ısısının düzenlenmesi ve detoksifikasyon olarak özetlenebilir. Detoksifikasyon organizmada metabolizma sonucu ortaya çıkan toksik maddelerinin uzaklaştırılması olayıdır.

Deri özellikle ekrin ve apokrik ter bezlerinin çalışması ile bu arındırma işlevine katkıda bulunur. Ter aracılığı ile vücudumuzdaki fazla üre ve diğer azotlu maddeler (kreatinin, ürik asid, amonyak)  de uzaklaştırılır.

Vücut ısısının düzenlenmesi, kıl-yağ bezi birimi, deri damarlarının özel yapısı, ter salgısı ve deri altı yağ tabakalarınca salgılanır.

Derini dış ortama karşı koruyuculuğu ise: biyolojik (bakteri, mantar gibi mikroorganizmalar), fiziksel ( travmalar, güneş ışınları, yüksek ısı, v.b.) ve kimyasal etkenlere karşıdır.

Deride özellikle ekrin ter salgısının katkısıyla sağlanan asidik özellikteki pH’si, keratinize korneum tabakası ve dermis biyolojik dış etkenlere karşı korumada rol oynarlar. Ayrıca ter kanalları boyunca deri yüzeyine Immunglabulin A denilen immune sistemin koruyucu faktörleri de salgılanarak bu fonksiyona katkıda bulunurlar.

Derinin absorbe edici özelliği, geçirgenliğinin çok az olması nedeni ile çok sınırlıdır. Sadece yağlar, yağda eriyen maddeler, gazlar, alkol, seks hormonları, civa, iyot deriden emilebilir.

Absorbsiyona karşı derinin bu doğal direnci kozmetikte ve tıpta bir sorun olarak karşımıza çıkar.

Kozmetik sanayi bu soruna çözüm getirebilmek amacıyla son yıllarda LIPOZOM denilen kimyasal yapıları geliştirmiştir. Bu yapıların özelliği çok ufak çapta (200 Mikronun altında) olmalarıdır. Bu çaptaki yapılarla keratinosit hücreleri arasındaki mesafeden kolay geçiş amaçlanmıştır. Böylece lipozom yapısındaki aktif maddeler (kollagen, vitamin A, vitamin E …gibi) bu aralık boyunca ilerleyerek derini daha derin tabakalarına iletilmesi sağlanır.

Bu aktif maddeler lipozom yapılarının açılması ile epidermisin keratinöz tabakasının altlarında serbestleşerek depolanır ve etkilerini gösterirler. Ancak daha derin tabakalarına ilerleyemezler. Son zamanda lipozom dermatoloji de kullanılan (özellikle mantar-enfeksiyonlarının tedavisinde) topikol preparatlarının yapısına da girmeye başlamıştır. Dikkat edilmesi gereken nokta, üretim tarihinden itibaren lipozomların dayanıklılık sürelerinin ne kadar olduğudur. Bu konuda henüz kozmetik firmalarınca yeterli duyarlılık gösterilmemekte ve ürünlerin ambalajlarında bu sure belirlenmemektedir.

Derinin fonksiyonlarına tekrar dönecek olursak, bu fonksiyonlardan biriside bazı maddelerin depolanmasıdır. Bunların başında karbonhidratlar gelir. Ayrıca D vitamininin sentezi deride başlar. Bunun dışında deride birçok hormona ait reseptörler yer alır. Bu çeşitli hormonların etkilerinin deriye yansıması demektir. Bu hormon fonksiyonlarını  değişiklikleri deride çeşitli belrtiler verir. (Adrojenik hormonlardaki artışın vücutta aşırı kıllanmaya yol açması gibi) deride reseptörü bulunan başlıca hormonları, insulin hormonları ve adrenalindir.

Derinin çok önemli bir diğer görevi duyu organı olmasıdır. Dokunma, basınç, ağrı, ısı, derin duyu gibi duyuların algılamasında ve seksüel duyumların hissedilmesinde rolü büyüktür.

Bu çok özel fonksiyonlara sahip organımızı iyi tanımak, korumak ve gerekli bakımı sağlamak hepimize düşen bir görevdir.

Dr. Ülkü Çağlayan
Dermatolog Estetisyen



  
>> SAYFA BAŞINA DÖN <<